kitapcı

yayımdaki kitapları nasıl okuyacaksınız?SARP BENGÜ

Blogcu' daki 4 kitabı nasıl okuyacaksınız?

Sevgili Metin Kaçan'ın okuduktan sonra içinden esinlenip taktığı isimle Taklamakan ya da Aileler,eğitimciler,toplum sağlığı ve güvenliği kurumları için Uyuşturucu

Madde kullan(ma!) Klavuzu ve Valeria'ydı Adı (acı sigara)isimli romanı artık okuyabilirsiniz,Yetişkinler İmparatorluğunu da.Tüm bölümler kayıtlı.

Valeria'ydı Adı yada kitap olarak satılan Acı Sıgara   okurken genel "teamüle" uyarak önsöz okumak isterseniz önce önsöz sonra arşiv bölümüne tıklayarak istediğiniz bölümü seçebilirsiniz .Dört ve altıncı bölümlerin uzun olması kaydı engelledi.4/1 dördün birinci bölümü 4/2 ikinci bölümü ve 6 /1 ve 6/2  de aynen devamları.Karışıklık oldu ama sorun etmeyin, ederseniz özür diliyorum bir sorun sahibi daha oldunuz.Sonuçta "bedava sirke baldan tatlı" deyin gitsin.Cinselname (çocuklukta ve ergenlikte cinsel eğitimi ise yine www.blogcu.com/raftakiler  tıklayarak okuyabilirsiniz.Raftakiler arşivini karıştırarak nekrofili yazısına da ulaşabilirsiniz.Tümü yayımlanmış bu kitaplar artık korsanlara değil size emanet.

"Nasıl okuyacağız"diyenler arşivi biraz mıncıklayacak .

Arşiv bölümünü seçtikten sonra Aralık 2005 tıklayarak Yetişkinler İmparatorluğunu

Şubat 2006 tıklayarak Taklamakan' ın ardını ve Acı sigara yani Valeria'ydı adını okuyabileceksiniz

Cinselname için  www.blogcu.com/raftakiler

Bilgisayardan okuma sıkıntısı olanların genelde bir okuma sıkıntısının olduğunu artık kabullenmeleri gerekir."Çok karışık" diyenlere diyeceğim bir şey yok ama "Zaten dilenciye hıyar vermişler eğri diye beğenmemiş" ,demem de ayıp olur.Nette bu kadarını becerebildiğime göre daha iyisini de ileride becerebilirim belki.Ne de olsa başlamak bitirmenin yarısı derler.Reader okuma programının yanlışları da yakında düzelecek(inşallah)En azından göz atmış olursunuz.Yine de tüm yanlışlar için özür dilerim

İyi okumalar

Sarp Bengü

 

 

 

 

Önsöz................................................................................      5

 

Duyularımızla Oynarken...................................................    15

 

Uyum, Uyuşukluk, Uyuşma..............................................    17

 

Yönelim ve Eğilimde Uyuşturucu Bağımlılığına Bakış.....    20

 

Yasak mı, Perdeleme mi?...................................................    22

 

İnsanda Kaliteyi Artırmak.................................................    24

 

Bahçedeki Kuyu Kapatılabilir mi?.....................................    29

 

Bağımlının Vesikalık Fotoğrafı..........................................    31

 

Bağımlının Portresi............................................................    36

 

Kişilik Oluşurken..............................................................    49

 

Uyuşturucu ve Kişilik.......................................................    55

 

Ben Çabuk Alışırım...........................................................    59

 

Esrar ve Eroinde Alı Kültür..............................................    62

 

Ve Ejderha.........................................................................    70

 

Eroin Saati.........................................................................    74

 

Eroinin Psikolojik Etkisi...................................................    77

 

Anne ve Bebek Bağımlıların Durumu...............................    83

 

Eroin Alışverişi (Eyç Aksolası).........................................    85

 

Para Bulma Yolları.............................................................    89

 

Torbacının Bir Günlüğü....................................................    93

 

Eroin Bağımlılığı Başlangıcı ve Yaygın Eğitim..................    96

 

Yoksunluk ve Sonrası........................................................  100

 

207

 

Bağımlı ve Aile İlişkisi.................................................,..... 105

 

Burun Tava........................................................................ 113

 

Yorum (6) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Taklamakan Uyuşturucu Madde Kullanma(!) Klavuzu Bölüm1SARP BENGÜ

Önsöz

 

 

 

 

 

1

 

Elinizdeki çalışma yıllar süren, içlen katılımlı gözlem (participant observation) tekniğiyle yapılmış bir araştırma sürecinden ve uyuşturucu bağımlılanyla akran eğitimi (peer education) çalışmalarından sonra yazılmıştır. Uyuşturucu üstüne yazılanlardan farkı, uyuşturucu tarihine fazla girilmemesidir.

 

Ülkemizde yaşamını uyuşturucuyla sürdürenler küçük bir azınlık olsa da, bu yaşam tarzından tüm ailelerin, eğitimcilerin ve uyuşturucuyla ilgilenen meslek gruplarının çıkarması gereken çok ders vardır. Uyuşturucu tutkunluğunun yapısı anlaşılmadan, bağımlıya yardım etmenin güçlüğü ortadadır. Bu çalışmanın varoluş nedeni, bugüne dek yazılmış kitapların profesyonellere yol göstermede yetersiz kalmasıdır. Bir gün dünyanın ışık alan ülkelerinde olduğu gibi sokaktaki insanımıza, bağımlımıza hizmet verecek resmi ve sivil örgütlenmelerimiz olursa, bu çalışma sokağın dilini ve anlayışını aydınlatmak için bir rehber olma amacını taşımaktadır.

 

Afyon şifahanelerde, eroin ve kokain hastanelerde doğmuştur, ancak bağımlılık anlamında toplumda büyümüşlerdir. İn

 

sanlık tarihi boyunca tuz, şeker, su gibi doğanın malı olan afyon uğruna çıkan savaşlarda binlerce insan öldü. Aile, çocuk ve toplum eğitiminin yanlışları sonucunda oluşan eksiklikler ve bu eksikliklerin yerine konmaya çalışılan bağımlılıklar nedeniyle uyuşturucu maddeler "sorun" olmuştur. Uyuşturucu bağımlılığının yol açtığı sağlık sorunları hastanelerde gözlemlenebilir. Ne var ki, bağımlılık denilen yaşama biçimi, birtakım değerlere bağlılıkla ve yaşam içinde mücadele edilerek yok edilebilir. Bir başka deyişle, uyuşturucular bağımlılığa değil, bağımlılıklar uyuşturucu sorunlarına yol açmışlardır.

 

Uyuşturucunun fizyolojik sorunları, doğduğu hastanede, bağımlılık da doğduğu eğitim yaşantısı içinde giderilebilir. Fizyolojik bağımlılık bir haftada giderilebilir; ancak bağımlılık, yaşam boyu mücadele edilmesi gereken eğitimsel bir sorundur. Önemli olan bağımlı kişilikte insanları yetiştirmemektir. Uyuşturucu bağımlılığı genel bağımlılık sapmaları arasında yalnızca biridir ve tabii bedene de ağır hasarlar açabileceğinden sağlık sorunu açısından da en önemlisidir. Anayasamızın 58. maddesine göre devlet, halkın ruh ve beden sağlığını korumakla yükümlüdür.

 

Fizyolojik bağımlılık bir yana, konuya eğitimsel açıdan yaklaştığımızda ejderhalarla mücadele eski bir masaldır ama ejder-hasız, uyuşturucusuz bir dünya yoktur. Hazların nasıl kullanılacağının bilinmediği bir dünyada hepimiz yanlış çocuk eğitiriz, mücadeleyi öğretemeyiz. Yetişkinler çocukları için ejderhaları yok etmeyi, ortadan kaldırmayı neredeyse iş edinip bunun adını "koruyuculuk", "sevgi", "çevreyi düzenleme" gibi isimler koyuyorlar, kendilerine olan bağımlılığı kutsamaktan geri kalmıyorlar. Uyuşturucuyla mücadeleyi anlatmadıkları gibi onsuz bir dünyadan söz ediyorlar. Oysa tüm dünya masallarında ejderhalar vardır; Oğuz Han Destanı'nda, Oğuz Han ejderhayı öldürüp ismini kazanır. Dünya eğitim tarihinde pedoğojinin ilk dersi

 

"zorlukları yenmek" olarak konmuştur. Oysa bizdeki Osmanlılardan kalma "efendi yetiştirme" eğitiminde, steril, antikorsuz bir dünya yaratarak, savaşamayan insanları yetiştirdiğimizde, uyuşturucuyla da savaşamayacak kişilikte hazır yiyici, tüketici insanları yeliştiriyoruz. Neredeyse organizmanın bağışıklık sistemini kırıp yerine uyuşturucuyla süregelen bir antikor yerleştiriyoruz.

 

Bu çalışmada ülkemizde uyuşturucunun tarihine biraz girilecekse de konuya ilginin ve elinizdeki çalışmanın temel nedeni, mesleki olduğu kadar duygusal bir sorumluluktan kaynaklanmıştır. Annemin çok sevdiği çocukluk komşusu ve çok hürmet gösterdiği Bedriye Hanım, 19501i yıllarda aşırı eroin dozundan (over dozdan) ölen Turan dayım bir başka ülkenin insanları değillerdi, ailemizdendiler, kapı komşularımızdı, yıllar önce ölen Kanat Antepli gibi can dostlarımızdı. Şimdilerde 1930'lu 401ı yılların öncesinde ve sonrasında İstanbul'da olanlar unutuldu, neredeyse yaşanmamış sayılıyor. Denizin, güzelliklerin ve uyuşturucunun kenti İstanbul'a Çarlık Rusyasmdan göç eden prensler, prensesler, morfin ya da diğer ismiyle eroinden sapır sapır döküldü. O zamanların masum tiryakiliği, masumluğunu yitirince bu kez günah kabul edilip, yine gözlerden saklanmaya başlandı. Eroinin "e" sini bile görmemiş insanlar gerek sağ politikayı savunsunlar gerek sol, dahası anarşist olduklarını söylesinler, aynı tür söylemlerle dümdüz mantıkla yazılar yazdılar. (Haşhaş Meselesi ve Türkiye, Ayhan SONGAR, Niçin Uyuşturucu Değil, Tanzer OKUR, "Uyuşturucuya Hayır İsyana Evet" Efendisizler dergisi, sayı 8) Cinsel eğitim kitaplarında cinselliği görmek islemeyen ve görmeyen yazarlar gibi, uyuşturucu eğitimi kitaplarında uyuşturucudan ve kullanım bilgisinden söz etmemek neredeyse moda oldu.

 

Birçok yazar, anneleri bu konuda bilgi sahibi oldukları için kızacak diye mi, yoksa efendi çocuk olduklarını anlatmak için mi, nedendir bilinmez, eroin ve uyuşturucudan söz etmemek için ağızlarını sıkı sıkıya kapattılar. Dahası en bilgili ve rehber olması gereken kişilerin, okul psikologlarının ve danışmanların üstüne ölü toprağı serilmiş durumda. Okullardaki meslektaşlarımız uyuşturucu sorunlarını ve çeşitli nedenlerle aynı köke bağlı olan şiddet sorunlarını polise paslamakla görevlerini yapmış sayıyorlar kendilerini. Uyuşturucu bağımlısının ve bağımlılığın yapısı belirmişken, gençlerimizi bağımlılıktan korumaları ve onlara yardımcı olmaları mümkünken, kendilerini olaydan dışlayarak polislik yapmaları çok anlamsız görünüyor. Durum böyle olunca bağımlıya en yakın halka olan aileye de yardım etmek olası değil tabii ki.

 

Ağır uyuşturucuların yasa dışı olması Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu'nu da sivil toplum kuruluşlarını da uyuşturucuyla ilgili sokak çalışması yapmaktan alıkoymaktadır. Her ne kadar uçucu maddeler kullanan sokak çocuklarıyla ilgili çalışmalar sokak eğitimi alanında ülkemizde bir geleneğin oluşmasına neden olmuşsa da, ülkemizde ağır uyuşturucu kullananların evsiz, sokak insanı olmaması (offlhe road) en çok so-kaklaki insan olarak tanımlanabilmesi (on the road) bağımlıların sosyo kültürel yapıları ve maddenin farklılığı gibi sosyolojik farklar nedeniyle tamamen alı yapışız olduğumuz ve bağımlılara hizmet vermekten aciz kaldığımızı söylemek yanlış olmaz. Adsız Narkotikler çalışması aynı sıkıntıyı yaşayan insanların sıkıntılarını anlatma ve anlamada yardımcı olması bakımından önemli bir çalışma olmakla birlikte hastane sonrası bir çalışma olduğu için sokaktaki "canki"den uzaktır.

 

Bu nedenle cankimiz sokakta polisle, evde ailesiyle hastanede doktorla başbaşadır, yalnızdır. Polise, bağımlıya, aileye ve he-

 

kime bırakılmış, sokak eğitimcisi olmaksızın, sosyal çalışmadan ve danışmandan yoksun sokak, ölüme açık bir yaradır. Bir devletin kravatı, ciddiyeti, halka sevgisi, saygısı, kısaca demokrasi anlayışı sokaktaki insanına sahip çıkışıyla anlaşılmaz mı? Polis, şimdi sokağın tek hakimi olarak cankilerle köşe kapmaca oynamaktadır. Narkotik polisimiz eğitimlidir ama polis, ne hekim ne de eğitimci olmak durumundadır. Bu nedenle hiçbir zaman suçlanamaz.

 

Zaman çok geçmeden tüm okul rehber öğretmenleri ve sosyal görevliler, başlatılacak bir sokak geleneği rehberliğiyle yeni uyuşturucu fırtınaları gelmeden tüm bilgilerini tazeleyip, gençlere kişilik eğitiminde yardımcı olacak eğitimsel çalışma ve ilgi yaratmada çaba göstermek zorundalar gibi görünüyor. Demokrasi adına, salt ailelerin ipine bağlı bir okul eğilimiyle, ne aile ne de gence yararlı olunabilir. Hazların alındığı satıldığı bir dünyada ya tamamen hazcılığı kaldırmak ya da hazlara leslim olmak gibi bir ölçü yok. insanlık yaşadıkça bazları deneyecek ve eğilimi olanlar bu girdaba kapılabileceklerdir. İnsanların kendilerinden lezzet almasını sağlayacak bir aile eğiliminin oluşturduğu, saygı duyduğumuz gençleri yetiştirmek için kişilik vermemiz gereklidir, verilmeyen hiçbir şey alınamaz. Çünkü zıtların ağırlıklı olduğu bir yerde denge yoktur. Kolej sınavları, üniversite sınavları gibi illet bir eğilim sisteminin gelirdiği eğilim biçimi, en az eroin, kokain gibi ağır uyuşturuculara yol açan en büyük aracılardan biridir. Çünkü, insanları sosyal yaşantıdan, kendi benliklerini algılamaktan ve ayaklarının üstünde durmaktan alıkoyan, yaşamı amaçlı bir yolculuk olarak planlamayı öğretmeyen her yaşama biçimi; hastalığı ve palololojiyi geliştirecektir. Üniversite sınavlarına giden yanlış eğilim politikalarıyla uğraş-madıkça uyuşturucu bağımlılığında önemli yollar alamayacağımız gerçektir.

 

 

 

Amacımız, uyuşturucu bağımlılığına bulaşmış insanlarda olabildiğince zararı azaltacak tekniklere ulaşmak, başlamayanlara kendilerinin neyi beklediğini anlatmak, ille de kullanmak isleyenlere bağımlı olmayı engelleyecek bilgiyi vermektir. Ne var ki, bağımlılık gerçeklen kolay bir şey de değildir, bir yaştan sonra değiştirilmesi de kolay değildir. Çünkü kişilik belirlenmiştir. Hu yüzden sorun hastanelerde değil ailede, okullarda ve loplum-da çözülecektir. Okullardaki şiddet sorunları ve örgütlenmele-riyle sekse dayalı larklı yönelimler ve uyuşturucu sorunlarının hepsi kişilik geliştirme çalışmalarının yetersizliğinden kaynaklanmakladır. Gençlerin amaçlarını ve kişiliklerine uygun yeteneklerini geliştirmediğimiz, aileleri okul öncesinden başlayarak eğitmediğimiz sürece uyuşturucu bağımlılığı sorununa bir çözüm getiremeyiz. Ergenlik dönemlerinde gençlerimize verilecek örgütlenme olanakları da, çok önemlidir. Gençlerin sosyalleşmesinin ve demokrasiye katılımlarının kendileri ve toplum için önemi büyüktür. Yeterli sosyalizasyonu sağlanamayan ve korkulduğu için birleşmesi engellenen, toplanmalarına pek hoş bakılmayan, meslek sahibi olma dışında amacı kalmayan, kişisel ve toplumsal değerlerden yoksun genç kitleye uyuşturucu, seks ve şiddetlen başka çözüm de kalmamakladır.

 

Tlop yine okullarda, özellikle okullardaki psikolojik danışmanlardadır. Yapmaları gereken, eğitimi yeniden biçimlendirerek ailenin ve çocuğun birbirleriyle dost olmasını sağlamak, gençlerin daha iyi düşündüğüne kendilerini, aileleri ve tüm toplumu inandırmaktır. Gençlerden öğreneceklerimizi hiçbir zaman yadsımadan onlara güvenmeliyiz. Ülkemizde, uyuşturucu eğitimi planlamasının üzerinden 50 yıl geçmesine karşın bir türlü islenilen düzeye gclinememişlir. Hâlâ gençlere uyuşturucuyu anlatma konusunda korkunç bir tutuculuk yaşanmaktadır.

 

Toprak erozyonunun çölleşmeye yol açacağı, nükleer sanl-

 

10

 

railerin doğayı kirleteceği, hava kirliliğinin dünyanın ekolojik dengesini bozacağı hesaplanır da, devletler insanlarını eğitme sorumluluğunu pek üstlerine almazlar. Sanatta, edebiyatla ve kültürdeki gelişmeyi körüklemedikçe varlık nedenlerinin, gençleri çölden beler hale getireceğini nedense kimse düşünmez.

 

Uyuşturucu sorununa tecrit cezası, baskı ve şiddetle yaklaşmayı kınamalıyız. İnsana, bireysel yaşama ve insan haklarına, yaklaşımımızı, demokrasi anlayışımızı ulus olarak gözden geçirmeliyiz. Keskin çözümlerin yeni ölümlere ve kayıp yaşantılara yol açlığını hiç unutmayalım. İşte bu noktada, dünyada kurulmuş en eski sosyal hizmet derneğimizin, görev ve amaçlan hem psikolojik hem de sosyal hizmeti içeren, sivil toplum örgütlerinin ülkemizdeki en eski örneği Yeşilay'ın kulaklarını çınlatmak gerekir. Birincil görevi, halkı uyuşturucular konusunda eğitmek ve uyuşturucunun zararlarını azaltmak olan Yeşilay, varlığıyla övünmemiz  gereken  bir  kuruluşumuzdur.  Yeşilay  görev  ve amaçlarıyla gerek devletin sosyal hizmetler kurumlarına gerekse başla uçucularla uğraşan dernek ve vakıflar olmak üzere, bu konuya yakın derneklere, ikincil olarak da aileyi dolaysız ilgilendirdiği için aile ve kadın derneklerine, temel leori ve uygula-ın.ı desteği verecek bir noktadadır.

 

Marmara depremi sonrası Kızılay'ın rehabilitasyonu gibi, Yeşilay'ın yenilenmesi için, uyuşturucu fırtınası gerekmemekledir. Yeşilay salt bir yasaklama kurumu değil kendi amaçlarında be-Iniildiği gibi uyuşturucu kullanan insanlara zararı azaltacak en önemli kuruluşumuzdur. Ne yazık sahipsiz ve yalnızdır. Kurulduğu dönemin, 1920'lerin kafasının çok gerisindedir. Uyuşturucuyu ölümle eş gösterme anlayışını öğreti kabul ederek bağımlıları dışlayan bir yapıya kavuşması üzücüdür. Oysa Yeşilay bir .afet anında pisikolojik yardım ve destek vermekle yükümlü bir dernektir. Uyuşturucu ya da deprem ya da sel, afetin ne olduğu

 

11

 

önemli değildir. Böyle bir anlayışın dünyada olmadığı bir zamanda, Şeyhülislam Haydarizade İbrahim Efendi tarafından kurulan Yeşilay,Hilal-i Ahdar Mazhar Osman Uzman'la birlikte psikiyatrik Hesteği alarak toplum psikolojisine hizmet veren yapısıyla bugün için bile, çok modern diyebileceğimiz bir köke ve anlayışa sahiptir. Kızılay, _Hilal-i Ahmer ,toplumun ana yaşamsal desteği, Yeşilay'da ana psikolojik desteği vermesi gereken kurumdur. Söz gelimi Marmara depreminin ardından bölgedeki çocukların psikolojik yardımını, ailelerin psikolojik ve duygusal sorunlarının danışmanlığını da içermesi gereken kurumdur. Şu andaki hali ne olursa olsun sahip çıkılması, kuruluş amaçlarına uygun olması gerekmekledir. Yeşilay nasıl yönelilirse yönetilsin sahip çıkılması gereken önemli bir kültürel mirasımızdır. Gelişen toplumumuzda Yeşilay'ın görevi bağımlılığa karşı, aileyi genci ve okulları profesyonel olarak eğitmektir. Uyuşturucu, içki ve tülün kullanımı yeryüzünden kalksa bile Yeşilay'ın görevi yine bitmez. Çünkü görevi anaokullarından üniversiteye kadar aile ve toplumda, yaygın ve örgün eğitimde bağımlılığı oluşturacak eğilim yanlışlarını düzellmeklir. Düşmanı bağımlı değil, bağımlılıktır. Bağımlılığı değil bağımlıyı hedef alan günümüz Yeşilay'ını dc-nellemesi ve desteklemesi gerekenler gereğini yapmalıdır. Yeşilay zaman içinde bulunduğu demode, kokona suratlı tavrını ye-nilemeıneli, bağımlı insanları sevmeli, eğitimli, dünyayı izleyen başarılı aydın gençlerle iletişim içinde olmalıdır. Herhangi bir siyasi anlayış yerine temel pedagoji ilkeleri ve rehberlik anlayışı olmalıdır. Son zamanlarda aydın ve iyi eğitimli gençlere uluşa-maması sadece ve sadece toplumun zararınadır. Yeşilay'ın belli bir siyasi yelpazede bulunması ise bir insanlık suçudur. Yeşilay kuruluş amaçlarına uygun olarak çalıştırılmalıdır. Bağımlı düşmanı değil bağımlılık düşmanı olmalıdır.

 

Bu çalışmada bana yardımcı olan tüm sokak çocukları ve cankilere, uçucu bağımlılığında bir sokak modeli ve çalışması uygulayarak ülkemizde gelecek dönemlerde evsizlere ve uyuşturucu bağımlılarına örnek olacak önder bir çalışma başlatan, Sokak Çocukları Gönüllüleri Derneği Başkanı Yusuf Ahmel Kul-ca'ya, sokakçılığın destanını yazan Mehmet Yücelay'a, ortalıkla hoplamama göz yumanlara, kaynak bulmama yardımcı olan sahaf Orhan Devret ve Özay Yıldız'a, hiçbir zaman ölmeyecek olan sevgili Tavşan, Kanat Antepli'ye, Murat Kandemir'e, Gönül Coşkun ve Murat Mutlu'ya, düzeltmelere yardımcı olan ve manevi katkılarda bulunan Meltem Osmanoğlu'na, Damar içi madde kullanım formlarını gelişliren İnsan Kaynaklarını Geliştirme Vakfı'ndan Dr. Muhtar Çokar'a ve bu çalışmada beni yüreklendiren editörüm Metin Kaçan'a teşekkürler.

Blogcu baskısına Önsöz

Kitap yayımından beşyıl sonra yapılan bu baskıda dünyada çok şey değişmedi .ABD nin 11 eylül sonrasında Afganistan eylemiyle bir ara ağır uyuşturucu yolunu değiştirdi ve aynı hızla yolunu sürdürdü.Yüzyılların alışkanlığı yine sürüyor.Devletler  insanlara karşı görevlerini sözde sigara ,içki ,yemek konusundaki yasaklarını insanları sevme adına göstermeye devam ediyor,sevgilerini halkın sağlığını koruduklarını söyleyerek hekimleri kendilerine paravan yaparak gösteriyorlar.Küresel ısınma ,küresel kirlilik ,savaşlar ve insankonusunu ise pek önemsemiyorlar Ama halklarına karşı pek sevgili ve koruyucular

Aslına bakarsanız hangi ürün sahibi markasının  bağımlılık yaratmasını istemez.Coca Cola bağımlılık yarattığını bilmiyor mu ?En azından alışkanlık yaratmak için para harcamıyor mu?Alışkanlık bağımlılığın neresidir?Bağımlılık mı, bağımlılık yapan ürün mü yasaktır.? Bağımlılıkları yaratanlar tüketilecek gereçleri ve olunacak bağımlılıkları da kendileri belirliyorlar.Ülkeler aslında bağımlı kişiyi seviyor ama bağımlılığın kırılması yöntemlerini pek sevmiyorlar.Bazı ülkelerde pek çok aile de.

İnsanların hazlarını yönlendirip biçimlendirerek  devlet yönetmek tanrı temsilcisi imparatorluklardan kalma eski bir alışkanlıktır.Bu alışkanlık  özde bağımlılığa karşı değildir,seçtiği ürünler farklıdır.  Her bağımlılığın farkına varılması için gerekli eğitsel tedavi   bağımlılık sırasındaki bilgileri vermek ve eşduyum (empati) sağlayarak öğretmektir

Bilinmelidir ki  adı ne olursa olsun hiçbir bağımlılık ve takıntılı alışkanlık insanın kendini gerçekleştirmesine izin vermez .

 

                                                                            Sarp Bengü

 

12

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Taklamakan Uyuşturucu Madde Kullanma(!) Klavuzu bölüm 2SARP BENG

 

13

 

 

 

 

 

Duyularımızla oynarken

 

Uyuşturucunun her şeyden önce ismi ilginçtir. Üstelik duyularla oynayan her türlü maddeye de uyuşturucu denilegelir. Argoda bu tanımlama çok belirlidir. Sanki yakıl tanımlaması yapı-lıyormuşçasına, uyuşturucu ali kültüründe kuru ve sulu gibi açık bir ayrım vardır. Oysa kuru sınıfına atfedilen asıl madde esrardır, ikinci sırada ise afyon gelir. Garibim esrar, az miktarda alındığında uyarıcı, çok miktarda alındığında ağrı kesici etkisi olmayan bir yaprak olduğu halele, uyuşturucu denildiğinde akla hep onun adı gelir. Sulu ise alkol ve onu içeren içeceklerdir ki, alkol uyuşturucunun kendisidir. Doğal olarak, huru ve sulu tanımlaması insanımızın toplumsal ve yasal baskı allında bulunduğunu gösteren bir ayırımdır. Sulular yasalları, kuru ise yasadışı olanı yani uyuşturucuyu simgeler. Alkol, yüzyıllar boyu yasaklanmasının acısını çıkarlırcasına şimdi kurudan intikamını almakladır. Sulu denilen alkol, uyuşturucunun ağababalarından olmakla birlikte, tüm yasal engelleri ve yaptırımları arlık kurunun başına çorap gibi örmüştür. Oysa geleneksel olarak kuru denilen esrar, Latince adıyla cannabbis scılivcı ya da cannabis indica ile opium yani afyon, topraklarımızda bolca üretilip tüketilir. Artık giderek zayıflayan bağcılığımıza karşın sanki topraklarında

 

15

 

yaşamayan bazı Anadolu kültürleri gibi, alkol yüzyılların intikamını alırken, kuruların üstündeki baskıyla geleneksel bir keyif maddesi yine kendini zengin içkisi alkol karşısında yenik bulmuştur. Şimdi uyuşturucu denilince akla en son gelen şey alkol olmaktadır. Ne ki yazgıları hep aynıdır, onlara düşkün olan insanlar salt yasal engellere dayanarak bir seçim yapmak durumundadır. Oysa kişilikler ve genel zemin aynıdır.

 

16

 

Uyum, uyuşukluk, uyuşma

 

U-yuş-tu-ru-cu... Uyuşturmak eylemli bu sözcüğün "uyum sağlamak", "uyuşukluk" ve "uyuşma" gibi üç ayrı yere gitmesi ilginçtir.

 

Uyum sağlama ve uyuşmak birbiriyle iç içedir. Uyum hızı ve uyum, zekâyı belirten bir olgudur. Uyum kişinin kendini kabulünü, toplumun onu kabulünü, kişinin yaşama kabulünü getirir.

 

Bir de uyuşma dediğimiz bir durum vardır. Hani şöyle uzun zaman çömelindiğinde karıncalanır gibi uyuşmak vardır ya, bunun gibi, sinirlerin dış uyarımları az duyumsamasına da uyuşmak diyoruz günlük dilde. Yani eşinizle uyum sağladığınızda da birbirinizle uyuşmuş olursunuz ama uyuşuk değilsinizdir.

 

Uyuşukluğa gelince, uyuşukluğun bir diğer anlamı da tembelliğe gider. Uyuşturucu ise hem tembellik hem de aşırı hareket yaratan bir etki oluşturabilir. Ancak alkol ve eroin gibi ağır maddeler, kullanıcıları tarafından hareketi arttırmak, tembelliği azaltmak yani doping amacıyla kullanılır. Her ne kadar elki sonrasında yorgunluk ve tembellik yaratsa da kalabalıkta konuşmaktan çekinen, cesarel isteyen bir işe madde alamadan gidemeyen kişi için alkol ve eroin, neredeyse güven veren bir aile

 

17

 

büyüğüdür. Zaten işin belkemiği de lades kemiği de buradadır. Genel anlamda tembel ve şaşkın bir kişilik yapısı kendini dış bir maddeyle uyararak değişiklik yapmaya gittiğinde sorun başlar. Uyuşturucu kullanımı süresince dinç kalanların kullanım dışı zamanlarda yardımsız, dostsuz ve kendilerim lek başına hissetmeleri çok doğaldır. Organizma da diğer taraftan haklıdır, normal zamanın dışında kendi kullandığı hormonların dışında bir şeyler ona yardım edip çok çalıştırmışlardır ve yorulmuştur. Uyuşturucu bir taraftan sakinleştirici etkisiyle panik halini yok edip dinginleştirirken sorunların çözümüne başka yaklaşımlar da katar, ancak temin edilmesi için gerekli çabayı da bekler! Hep o kazanmalıdır, ona sahip olanın tamamen onun için yaşamasından başka bir yol kabul etmez, kıskanç ve ihtiraslı bir sevgili gibidir. Bu durum maddenin karar verme durumunda olduğu ve gücün yalnızca onda olduğu lek yönlü ve alışverişi olmayan bencil bir ilişkidir.

 

iyi de bizim çözmeye çalıştığımız sorun ne? Sorun, doğal olarak uyuşmaktan daha başka bir kelime kökünde, yani uyumda gözüküyor ki, madde bağımlıları zaten bu işi çözmüş olsalardı lorbacı denilen uyuşturucu satıcıları ve Tekel büyük kayıplara uğrardı...

 

"Uyum zekâdır" derler. Zekâ, gerçeklen önemlidir; problem çözme yeteneği nasıl önemli olmaz? Ancak, kendi içinde uyum sağlamış bir kişilik, uyumlu bir kişiliktir. Uyum sağlanacak şey ise yaşam, yani varolma çabası, gücü, duyarlılığı, insan ve toplum sevgisi ve zorluklarla savaşma gücünün kendisidir. Uyum bir yandan da kolay değildir; bağımlıların biricik mazereti uyumun zorluğu olmuştur zaten. Madde ve insan arasındaki ilişki, lıpkı eş ilişkisinde olduğu gibi uyum içinde olmadıkça boşanmaktan başka çare kalmaz ama maddeden boşanmak lıpkı eşten boşanmak gibi kolay değildir. Bekâra "karı boşamak kolaydır"

 

18

 

derler, ağır maddeyle yaşayan insanlar için de kolay değildir "o eşi" boşamak. Önerilen çoğu kez hiç görmemektir ama onu görmeden edemez, maddesiz yaşayamaz hisseder kendini. Maddeyi düzgün kullanabiliyor olsaydı, maddeyi bilseydi "ilişki" böyle olmazdı çünkü. Bu nedenle doğru olan insanın madde kullanmaya eğilimi öngörülüp, öcü gibi korkulmak değil; yani evlilik öncesinde kastrasyon yaratmak değil, hâkim ve iktidarlı bir bireyi yetiştirmek, biçimlendirmektir.

 

Uyku ve uyuşma gibi "uy'lar sınıfına yine girdiğimizde uyumlu kişiliklerin uyku sorunları bile olmadığını görürüz. Nedir, duyu organlarımızı kendi isteğimizle bir oturtup bir kaldırmaya bayılırız. Kimi yoga yapar, kimi meditasyon, kimi değişik yemeklerle, az bulunur baharatlarla bedeninin tuşlarına dokunup bir başka duruma uyum sağlamak için yarışır. Davranışları bedenle dize getirmenin tarihi, eski olduğu gibi üstüne düşünen de çok olmuştur. Montaigne üslad her şeye olduğu gibi bu konuya da maydonoz olmuş ve yine lası gediğine koymuştur: "Doğru isimlerini kullanmadığımız organlarımızı, her türlü duyusal açlığımızı gidermek için kullanmaktan da çekinmeyiz. Doğal ve yasal olan şeyleri isimleri ile söylememiz yasaklanmıştır, biz de boyun eğeriz. Mantık da kötü olan şeyleri yapmamızı yasaklar, fakal yine de kimse bunu dinlemez. "Bence burada bizi zincirleyen alışılmış olanların yasalarıdır."

 

19

 

Yönetim ve eğitimde uyuşturucu bağımlılığına bakış

 

Uyuşturucu, hem madde olarak hem de organizmada yarattığı etkiler dolayısıyla, üstüne felsefe yapmaya uygun bir konudur. Bu yüzden hem tıp adamları hem filozoflar bu konuda konuşarak biraz da tatmin olmuşlardır belki, kimbilir. Ama tüm bu konuşmalar hiç de boşa gitmemiş, tüm mutluluk felsefelerini oluşturmaya çalışmış düşünürler, değişik duygulanımlara yelken açma adına çeşitli biçimlerde bir şeylerle davranışlarına gem vurmaya ya da kamçılamaya çalışmışlar ve bir yerlere de gelmişlerdir.

 

Şimdi esrar tüm büyük şehirleri sarmışken, eroin tüm "iyi eğitimli" çocukları tehdit ederken, alkol bağımlılığı tüm ülkeye bulaşmışken, eroin ölümleri üstüne uyuşturucu adına toplum iyice meraklanınca, uyum, uyku, uyuşma gibi bir sözcükler yelpazesinin rüzgârıyla herkes kaleme sarıldı. Üstelik hiç de larihe uyum sağlamadan... Uyuşturucu üstüne toplumun meraklarım gidermek çok önemli bir eğilimdir ama kullanan insanların bile yazdığı yazılarda uyuşturucu sanki yeni bulunmuş bir tür, yeni bir gezegenden geliyormuş gibi uzak bir bakışla ele alındığında, uyuşturucu bağımlılığına değil uyuşturucuya yönelinmiş oluyor

 

20

 

ki, sorun insanı korumak değil de kullananı günah keçisi ilan edip ölüme mahkûm etmek oluyor.

 

Anadolu toprakları şarap ve biradan tutun afyona, esrara ve yüzlerce çeşit maddeye analık etmişken üstelik uyuşturucu alı kültürünün dinsel düzeye kadar çıktığı bir ülkede yaşarken, nasıl olur da uyuşturucu bağımlılığına duyarsız kalabiliriz? Çünkü uyuşturucu bağımlılığı olarak gördüğümüz buzdağının dibi, eğitimsizlik ya da yanlış yetiştirme biçimleri ve eğilimidir. Uyuşturucu ali küllürü denilen çevre ve değerlerine duyarsız kalmadan, bağımlı kişiliğini saptayarak, eşduyumla yapılacak bir tanımlamada, uyuşturucuların varlığının tehlikesiz olacağı varsa-yılabilir. Çünkü yazının başlığı olan uyum sorununun getirdiği olguları, kullanılan maddelere yöneltmek çözüme sonuçtan başlamaktır. İnsanda var olan değişik duygu durumları sonucunda çok masum olan yiyecek içeceklerin bile istismar edildiğinde zararlı olacağını söylemek gerekir. Küçük bir örnek vermek gerekirse, "anoroksia nevroz" denilen yemek yememe hastalığının nedeni bol kalori içeren karbonhidratlı yiyecekler, sözgelimi, ekmek olabilir mi? Yiyecekler çok kalori içerdikleri için zararlı mı ilan edilmeli yoksa yemeyen insanın sinirleri, duygu durumu ve kişiliği mi sağaltılmalı?

 

Duruma böyle bakınca, kişilik sorunları dolayısıyla bağımlı olabilmeyi engelleyecek, bağımsız kişilikleri geliştirme eğilimi verebilecek eğilim alt yapısına sahip olmak gerekir.

 

21

 

Yasak mı, perdeleme mi?

 

okul öncesinden başlayarak, kendine güvenen, "yaşama yeterlikleri" artırılmış, meraklan, hobileri olan; kendi başarılarından zevk alan insanlar yetiştirmektir. Bizim ülkemizde okul öncesi eğitim verenler, aslında çoğu kez tam olarak çevreyi ikna edemeden bir eroinmanın ya da cinsel sapkının büyümesini görürler ama müdahale edecek bir güçleri yoktur. Kişiliklerinde hasarlar oluşmuş bağımlı gençleri korumak için narkotik polisi vardır ama eğitimbilimciler ve psikologlar çocukları yanlış yetiştirmelerden koruyabilecek yasal güce sahip değildir.

 

Konuya genel anlamıyla bakıp sorular ürettiğimizde, yanıtlayanları rahatsız edecek bir sorgulama görürüz. Uyuşturucu madde yasağını sürdürmek halkın eğitimsizliğini gerekçe sunarak halkın oylarıyla yaşayıp onu içinde bulunduğu madde ve durum bağımlılıklarının esiri yapmaktır. Diyelim ki, uyuşturucular yasak ve ülkeye zerresi girmiyor ancak alkol serbestken bağımlı olmama eğitimi niye yapılmıyor? Aslına bakarsanız Osmanlıdan kalma "benim çocuğum bulaşmaz" anlayışı kimseyi korumuyor. "Eroine benim çocuğum yanaşmaz," anlayışı, kullanan çocukları ölüme mahkûm elli, polisin ajanları yaptı. Sonuç, zaman zaman denellenebilen bir eroinman kitlesi, ancak yarası açık ve her zaman eroin enfeksiyonu kapabilecek bir toplum yapısı.

 

İşte tüm bu evrensel sorular içinde uyuşturucunun serbest ya da yasak olması önemli bir sorunsal oluşturmuyor. Eğitimcileri ve koruyucu hekimleri ilgilendiren bağımlılığı kıracak bir kişilik yapısının eğilimi için gerekli olan ailelerin eğitimi ve kullanıcının eğilimidir. Ancak trajikomik olan, uyuşturucu eğitimi denildiğinde koluna iğne yapan insanların afişlerini asmak ya da "Çocuğunuzu uyuşturucudan koruyun" demek değildir. Eğitim,

 

22

okul öncesinde başlayarak, kendine güvenen, "yaşama yeterlikleri" artırılmış, merakları,hobileri olan;kendi başarılarından zevk alan insanlar yetiştirmektir. Bizim ülkemizde okul öncesi egitim verenler, aslında çoğu kez tam olarak çevreyi ikna edemedin bir eroinmanın ya da cinsel sapkının büyümesini görürler ama müdahale edecek bir güçleri yoktur. Kişiliklerinde hasarlar oluşmuş bağımlı gençleri korumak için narkotik polisi vardır ama eğitimbilimciler ve psikologlar çocukları yanlış yetiştirmelerden koruyabilecek yasal güce sahip değildir.

23

 

İnsanda kaliteyi artırmak

 

İnsanda kalite denilen anlayış ırklara, etnik kökenlere ve for-mal eğitim düzeyine bağlı değildir. Herkes üniversite mezunu olmayabilir ancak genel anlamda yaşamın karşısında durabilir. Örneğin, ülkemizde çok az insan yüzme biliyor, denizle ilgisi olan insan sayısı çok az. Yazılı basın az satıyor, kitap az satıyor. Çiftçilik giderek geriliyor, spor hiçbir şekilde özendirilmiyor, halk eğilimi komünizm sayılıyor. Tüm bu kölü şeytanlardan ve cehaletten kurtulmak için adeta büyücüye gider gibi dine sarılı-nıyor. Din eğitimi de bu noktada saptırılarak, insanları aydınlatacağına iyice tutuculuğa ve cehalete dönüşebiliyor.

 

Bu konuda isminden çokça sözedeceğimiz Kanat Güner (Antepli')nin, Hürriyet gazetesinden alelacele kesip, "bakın neler oluyor, insanlar kafayı yemiş" diyerek kahkahalarla getirdiği bir haberi dosyasından çıkarmanın tam yeri. Bu haber Vildan'ı (ya da arkadaş arasındaki ismiyle Pelin, geçtiğimiz yıllarda over dozdan ölen, tarikal şeyhi Kullular'ın kızı) Neco'nun eroini öldürdü gibi biraz asparagas, biraz günah keçisi arayan bir haber. Haberin ilginç yanı, Vildan öldüğü zaman, yanındaki arkadaşı Hay-ri'nin "Hidayete" ermesi. Bir tarikat şeyhinin kızı eroinden ölmüş ve verilen mesaja bakın sanki bir "teşhis" ve "tedavi" var!

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Taklamakan Uyuşturucu Madde Kullanma(!) Klavuzu bölüm3SARP BENGÜ

 

24

 

"Kilolu ancak solgun görünen Hayri Adıgüzel cezaevinde hidayete erdiğini açıkladı. Hapishanedeki ilk günlerinde annesinden Kuran, seccade ve tespih istediğini söyleyen eroinman genç şöyle konuştu:

 

Sürekli namaz kılıyorum, dua ediyorum hâlâ beynimde hep o var. Hep onu istiyorum. Anlayacağınız eroin Allah'tan daha güçlü."

 

Uyuşturucu sorununa bakarken hazcılığın karşısına kinik bir anlayış yerleştirme anlayışı binlerce yılın geleneğidir. Hazlara dur deme anlayışı ve hazların tü kaka olduğu anlayışı, Diyojen gibi kiniklere ya da diğer adlarıyla köpeksilere ve giderek dinler üstünden bizlere bulaşabilir ama çözüm değildir tabii, çünkü insan organizması gereksinimlerine uzanmak isler, mutsuzluktan kaçar.

 

Tüm bunlara karşın uyuşturucu sorunu maskesi altında karşımıza çıkan, toplumsal bir uyum bozukluğu, bir eğitimsel yanlış, yönlendirme eksikliği gibi takılmamış pazıl parçacıklarıdır ve sorun sağlıkla bozulmalara yol açan bir eğitim sorunudur ; ilacıysa eğilim ve eğitimsel çabalardır. Polisiye tedbirlere gelince garip ama gerçek, zaman zaman narkotik polisi üniversiteleri, Milli Eğilim'i ve Sağlık Bakanlığı'nı şaşırtacak derecede iyi çalışır durumdadır. Kırsal kesimde ise bağımlılık ortaya çıkması gerçeklen düşük bir olgudur. Sorun büyük şehirlerdedir çünkü. Narkotik polisin denetimli eroin salısı aslında tüm hükümetlere örnektir, bağımlı nüfusunu kontrol ederek belli miktarda sa-Uşla denelimli bir trafik sürdürmektedir. Manlıklısı budur, polis gerçeğin karşısındadır, kendisi yakalamak durumunda olduğu halde yakalamadığını da denetlemek, belli bir düzeyde tutmak durumundadır. Aslında bu yaklaşım bağımlı eğiliminin evde ve toplumda uygulanması kuralıdır. Ancak polis eğitime çok bulaşırsa yaşamsal yanlışlar yapabilir, çünkü o eğitimci değil, polis-

 

25

 

tir. 1999 yılı içinde gazetede bir haber şöyleydi;

 

"Uyuşturucuya ibret göstergesi

 

Somali uyruklu Habip Ali Orhan Yanar, Hakan Çavuşoğlu ve İlhan Deniz Samalya'da bir evde eroin salarken yakalandılar. 26 yaşındaki Orhan Yanar'ın kollarındaki damarlar bittiği için ayaklarından enjeksiyon yapmaya başladığı anlaşıldı. Eroin krizinin ne olduğunu göstermek için polis, Orhan Yanar ve Habip Ali'nin eroin krizini basın mensuplarına gösterdi"

 

(Özgür Bakış 14 Mayıs)

 

İşin ilginç tarafı böyle bir vahşet sırasında sözde özgür olduğunu söyleyen Özgür Bakış gazetesi bile vahşet diye başlık almıyor da ibret diyor.

 

Böyle bir ibret olur mu? İnsanlarını korumayan, işkence çektirdiğini gösteren polise saygı kalır mı? Sonra sevgili narklar ve lüm polisler, polis gününde saygı bekleyebilir mi? Uyuşturucu bağımlısı diye bir insana (hastaya) işkence çektirmek hoş görülebilir mi? Polis eğitim, eğitimciler polislik yapınca böyle hatalar yapılabilir. Basının da kafasında uyuşturucuyla mücadele nosyonu oluşmadığı için uyuşturucu kullanıcılarının toplu olarak hakları korunmayan bir kesim olduğu gerçeği her an ve her şekilde görülebilir.

 

İslerseniz çok açıkça ve birinci bölümden başlayarak şunu diyelim. Şimdi yasak olan esrar, eroin, kokain ve tıbbi ilaçların kullanımı ne denli yasaklanırsa yasaklansın, insanlara sahip çıkılmadıkça, onların dertlerine eğilinmedikçe, uyuşturucu sorunu çözülmeyecektir. Zaten sorun uyuşturucuda değil yol açabileceği söylenen bağımlılık durumundadır. Kimi uzmanların konuya hiç yakışlıramayarak, uyuşturucu kullandığından şüphelendiği (hocamızın kullanması onun bileceği iştir; derler ya, "onunla Allah arasındaki bir iş". Kullanmışsa afiyet olsun, an-

 

26

 

cak bağımlı olmadığı da gerçektir) ünlü profösörlerimizden Özcan Köknel'in "bağımlılıktan en iyi korunma" yolu işin püf noktasıdır: (Hocamız demek ki işi biliyor!)

 

"Bağımlılıktan en iyi korunma yolu, sağlam aile yapıları içinde, sağlam kişiliği olan çocuk ve gençleri yetiştirmek ve bunların yaşadıkları çevrelerdeki gelişmeleri gidermekle olabilir"

 

(Uyuşturucu Madde Soranları, Gelişim Yayınları, 1976)

 

Sokakta çalışan eğitimcilerin çok destekleyeceği ve desteklediği bu önerme, maalesef devlet kurumlarıyla yapıldığında pek bir sonuç sağlamıyor. Uyuşturucu bağımlılığı devreye girdikten sonra yeniden eğilim süresince ailenin yeniden eğitimi ve giderek genişleyen halka içinde değiştirilen çevrede insanların birbirlerine sahip çıkmasından başka bir çözüm yok. Serbest olan alkol satışları ve kullanımıyla her yıl ortalama bir dostumun ölüm haberini alıyorum. İçki yasaklanmalı mı? Asla. Ayransız bir lahmacun gibi, şarapsız bir pizza da eksiktir. Badem gibi kızarmış ızgara çinekopun yanında rakı olmazsa öğünde bir eksiklik sezmek olası.

 

Tüm peygamberlerin ve toplum düzeni planlayıcılarının paralel düşündüğü ilk bakışta gözükür hep. Ama laa İsa'dan beri "bir kuzucuk kaybolacaksa bu tüm kuzucukların kaybıdır" gibi bütünsel bakış açılarının çağı geçti. Eğer Roma İmparatorluğu kalmışsa, "Kuzucuklar" arlık özgürlük isliyor, bedenlerini isledikleri gibi kullanma hakkını istiyor. Bundan böyle toplumun ahkam kesicileri, devlet uygulayıcıları ve eğitimcileri insanını eğiterek korumak zorunda. Devlet, uyuşturucuları yok etmek değil bağımlılığı yok etmek zorunda; yoksa niye vergi alıyor? Şimdiki devletlerin ya da adını cumhuriyet koymuş ülkelerin İsa ve Muhammed'in zamanındaki devletlerden farkı, maddeyle ilgili sorumluluğu "bağımlılığı" yok etmek için gerekli olan çaba-

 

27

 

yı eğitime ve insana harcamalarından ibarettir. Uyuşturucuyu yasaklamak ise yasa dışı bir kesime para kazandırır. Mantıklı olan bağımlılığı yok etmektir, yasaklandıkça maddelerin sayısı artar. Sözgelimi tiner ve Bally denilen uçucu türevi maddeler bırakın yasaklanmayı, özel çalışmalar dışında denetlenmemektir. Zaten denetlenemez de. Neyi yasaklayacaksınız, balık otunu mu, muz kabuğunu mu, Afrika menekşesi yaprağını mı, boru çiçeğini mi? Çevrenize karşı kokusundan çekinmiyorsanız islediğiniz kadar liner tüketebilirsiniz. Bu serbestlik toplumun tümünü tiner bağımlısı mı kılıyor yoksa sadece sokakta yaşayan ve onu silah olarak kullanmak isleyen psikososyal zemini belli çocuğu mu? Üstelik tinerin fizyolojik bağımlılığı yoktur. Yine de tiner konusu ve yasal otlar diğer bölümlerde üstünde durulacak konulardır.

 

28

 

Bahçedeki kuyu kapatılabilir mi?

 

Bahçenizde açık bir kireç kuyusu varsa, çocuğunuza bahçeye çıkmayı yasak etmek ilk çözüm olarak en güvenlisidir. Ancak, kapalamadığınız bu kireç kuyusu hep orada duruyorsa, arlık bahçeye nasıl çıkılması gerekliğini anlatmaktan başka çözüm kalmaz. Yasaklamanın yeterli olduğuna inanan insanların ve toplumların başına gelenler, pişmiş tavuğun başına gelmez. Bahçedeki kuyu kapatılabilecek bir kuyu değildir çünkü. Hep yineleyeceğimiz bir tümcedir; uyuşturucu topraktan bilen bir bitkidir ve insana çeşitli alanlarda gereklidir. Uyuşturucu yapılan bil-kilerin tohumlarını dünya üzerinden söküp uzay mekiğiyle sonsuza sallamak olası değil ki. Ancak çok ilginç bir gözlemdir, korumaya çalıştığımız, yeniden eğilime aldığımız madde istismarı yapan kullanıcılarda görülen bir özellik, aslında hepsinin çok tutucu, çok katı ve lahakkümcü olduklarıdır. Sadece kendilerinin yaşadıkları ve yalnızca kendilerinin olduğu bir dünya henüz yaratılmadığı için kafalarını maddeden kaldıramazlar. Onları bağımlı yapan madde değil, dünyaya baktıkları delik ve doğru görmelerini engelleyen kişilik yapılarıdır. Çünkü birçok kez yineleyeceğimiz gibi özellikle morfin ve eroin hatta kokain hastanede doğdular. Başlangıçta hepsi ilaç amaçlıydı, hâlâ da öyle ve ba-

 

29

 

ğımlılar ilaç istismarı yapan bir kesimdir. Uyuşturucu Kullanma Kılavu^u'nda verilmek istenen şey, bir maddeye dadanmamak için gerekli kurallar bütünü ve yaşanan öykülerle örneklerdir. Uyuşturucu reçeteleri konusundaki meraklar, vakaların içinde geçtikçe değerlendirilecektir ama hedefimiz sağlıklı kişilerin kullanmak durumunda kalabilecekleri uyuşturucuya karşı psikolojik olarak bir anlamda antikor üreterek kendilerini baskıdan kurtarmaktır. Çünkü uyuşturucu kullanmak, bağımlılıkla eş anlamlı değildir. Uyuşturucu kullanmak durumunda kalanlara, bağımlılar bağımlı olmayı öğretirler. Kurtulmanın ya da kullanıcı olmanın yollarını anlatmazlar, çünkü böyle bir kavrama da inanmazlar. Toplum da daha farklı bir görüşte değildir. Onlar da bir kez ağzını bu boka değdirenin bok olduğuna inanır. Zıt-ların birliği kuralı mı çalışıyordur ne?

 

Aşırı bir örnek olabilmekle birlikte ilk kez cinsel ilişkiye girmiş bir kıza fahişe demek, bağımlıların karakteridir. Çünkü gerçekten birçoğu radikal dinciler kadar tutucudur, karamsardır, çünkü hedefleri hep çok büyüktür ve bir yerden başlayamazlar. Yaşam görüşlerinin dünyayla uyuşmaması, uyuşturucuyu hep gündemlerinde tutacaktır.

 

Bu noktadan baktığımızda hastalığın ve sağlığın ayrımını da görmemiz olasıdır. İçki içen herkes alkolik değildir. Eroin kullanan herkes eroin bağımlısı değildir, Ancak her maddenin fizyolojik bağımlılığa götürme hızı birbirinden farklıdır. Yine şunu belirtmek gerekir ki, fizyolojik bağımlılık her maddede psikolojik bağımlılıkla parallelik göstermez. Psikolojik bağımlılığı belirleyen ise insanın baştan beri gelen çevresi, eğitimi, duygusal toleransı, toplumsallaşma düzeyi, kısacası kişiliğidir.

 

30

 

Bağımlının vesikalık fotoğrafı

 

Madde bağımlılığını belirleyen kişilik yapısı, kinii zaman madde kullanmayan insanlarda da gözlenebilir. Her şeyden önce madde bağımlıları çok iştahlı olmayan, yemekle araları pek iyi olmayan utangaç ve sessiz insanlardır. Genelde depresif yapıda olan kullanıcıyı ailesi bir de hazıra alıştırıp iyi bir tüketici olarak yetiştirin işse, arlık herhangi bir maddenin ya da kişinin bağımlısı yetişmiş demektir. Bağımlıların büyük çoğunluğu yumurta dahi pişiremeyecek biçimde ekmek arası öğünlerle yaşamı geçiştiren insanlardır. Doğal olarak burada aile içi yemek sofralarının önemi net olarak görülür. Yemeği meze olarak kullanan içki kullanıcılarının dışında alkoliklerin çoğunluğu, bir sofra ve yemek düzenine sahip değildir. Bu açıdan baktığımızda, okul öncesinden başlayarak yemekle ısrar, endişeli ailenin çocuğa vereceği zarar ve yemek saatlerinin sevdirilmemesinin önemi açıktır. Birçok kez önemini vurgulayacağımız gibi eğilim, en başla ailelere gereklidir. Çünkü bir eroinmanı "imal" eden ana yapı ailedir. Aşırı korumayı endişeleriyle gerçekleştiren aile, aslında sürekli ve kalıcı bir endişeyi de yerleştirir. Çocuk endişesini  gidermek  için  bir  süre  sonra ailesini   çağrıştırmayacak "ilaç"lan devreye sokar. Hastane ve ilaç birçok eroinman için bu

 

31

 

 

 

yüzden sihirli bir sözcüktür, çünkü hepsi küçükken hastalık hastası (hipokondriak) eğiliminden geçmiştir. Bu nedenle birçok eroinmanın ailesi, çözümü kendi tutum ve tavırlarında değil hâlâ hastanede arar.

 

Ailesinin suçluluk duygusuna kapılmasını göze alarak, kendi ailesinin yanlışlarına bakarak kitaplarında genellemelere giden Kanal, birkaç eksiğiyle aile yapısındaki belirteçlere eğilmiş, bağımlı aileleri arasında ortak noktalara kardeşi Sonal'ın yayımladığı) ikinci kitabında da değinmiştir. Ancak ortak özelliklere bakarak bağımlının kişilik yapısı hakkında şunları söyleyebiliriz:

 

  Parçalanmış aile oranı yüksektir.

 

  Sokakla gördüğünüz alkolik ve eroin bağımlılarının büyük kesimini  parçalanmış aile çocukları oluşturur. Bunların yine önemli bir kısmı küçükken cinsel tacize uğramıştır. Yine kişilik özelliklerinde belirtileceği gibi içmedikleri zaman sessiz olan ve kalabalıklarda konuşmaya cesaret edemeyen bağımlılar, içince bülbül olurlar.

 

  Gurbetçilerin oranı halın sayılacak derece yüksektir. Yurtdışında çalışmış kişilere ya ela çocuklarına sıkça rastlanabilir. Bağımlı kızlar tüm punk görünüşlerine, batılı aksesuvarlarma karşın, eve girdiklerinde Anadolu kültürünü tüm canlılığıyla yaşarlar ve modern arkadaşlarını evlerinden ve ailelerinden kaçırırlar; çünkü gerçeklen ailelerinden ulanırlar. Gül bunlara en iyi örnektir; kısa saçları ve takılarıyla dikkati çeken güzel Gül, eve gidince şalvarını giyip, ağabeyleri ve babasına servis yaptığını ve el pençe divan durduğunu onların yemeği bittikten sonra yemeğini yediğini anlatmıştı. Yine medyada çok bilinen bir başkası yurt dışında olan anne ve babasının temizlik işçisi olduğunu zaman zaman söylemesine karşın onlardan övünç duymadığını belirtmişti. Evleriyle kendi çevreleri arasında uçurumlar olan bu

 

32

 

erkekler ve kızlar kullandıkları maddenin alt kültürüyle sosyal statü sahibi olmaktan vazgeçemeyecek derecede ailelerinden farklılar. Tesetlürlü ailelerin punki kızları olması kimini şaşırtırsa da, konuyla profesyonel olarak ilgilenenleri hiç şaşırtmaya-caklır. Çoğu kez tarikat şeyhlerinin iyi din eğitimi almış kızlarına bazen bir altın vuruştan başka çıkış yolu kalmayacaktır. Geçmişle bir tarikat şeyhinin, över dozdan ölen kızından sonraki tavrı daha ilginçtir. Adam, kızını eroine ilen nedenleri düşünüp parasal gücünü tüm dünya örneklerinde olduğu gibi sokaktaki sosyal çalışmalara yönlendireceğine polis baskısına yöneltti. Bu, kızının birçok arkadaşına tuvaletlerde ölümü getirdi. Eroinmanların ölmesi beyefendiyi mutlu etti mi bilinmez ama ailenin rengi, şekli ne olursa olsun çocuğun ailesiyle övünmemesi, çevresiyle kendi arasında büyük farklar yaratmasının olumlu sonuçlar getirmediği de yani, sosyal çevrelerin önemi şakır şakır ortada. Aslında her bağımlının ailesi gerçeklen bir eğitim faciasıdır.

 

  Çocukların özbecerileri çok azdır ya da hobileri yok denilecek kadar azdır.

 

  Çoğunluğunda takıntılar vardır, özellikle böcek korkusu, yalnız kalma korkusu, kalabalık korkusu, yabancı yerlerde tuvalete gidemeyecek kadar titizlik takıntıları en çok görülenleridir.

 

  Güçlüklere ve engellemelere karşı koyacak çabaları yok denecek kadar azdır.

 

• Duygusal toleransları düşüktür, ergenlik psikolojisi hâkimdir. Aileleriyle birlikte de onlardan ayrı da yapamazlar. Dolayısıyla yaşadıkları hiçbir şeyden mutlu olamazlar. Kendi başarılarına sahip çıkmamış, kendi başarılarını denememişlerdir bile.

 

  "Hayır" demeyi bilmezler. Bu nedenle önemli bir kesimi tacize uğramıştır ya da tacizlerden şikâyeti vardır. Birçoğu eroin yaşanlısıdan sonra "hayır" demeyi öğrendiğini söyler.

 

  Aralarında yemek yapmayı bilene ya da kendi çamaşırını

 

33

 

yıkayabilene pek rastlamazsınız. Bağımlılardan yalnız pek azı yaşadıkları yere düşkündür. Bunlar en tercih edilen kadınlardır, gerçek femfalal özelliklere sahiptir. Tüm Taksim bağımlılarının bildiği böyle bir kadın vardır. Porno film işleriyle de uğraşan bu seks bağımlısı kadının ilk tanıdığı insanlara önce yemek yapıp, çamaşırlarını yıkayıp değiştirdiği ve daha sonra içki parası alarak başka erkeklerle cinsel ilişkiye girdiği bilinir. Yılın on ayı aldattığı erkekler tarafından yediği dayakla kaşı gözü yırtık ve dayak yemiş dolaşan bu kadının ilginç bir özelliği de, Kleopatra gibi, yenilen, zor durumda olan insanları seçmesidir; bu tüm bağımlılarda görülen bir özelliği gösterir, kendi benliğini ve kendini iyi bir duruma yakıştıramazlar. Ruh sağlığının önemli ölçütü, çalışma yaşamı ile, cinsel yaşamdaki denge ve istikrar, tüm bağımlılarda kendini bir gösterişe bırakır. Geleneksel olarak evliliğini sürdürme durumunda olanlar evliliklerine devam etseler bile iş yaşamlarını sürdüremezler. Ruh sağlığı tüm hatlarıyla çizildiğinde metabolizmanın düzenli çalışmasıyla yani sokak diliyle, yeme, sıçma ya da bilimsel adıyla özümleme yadımlama düzeniyle belli olur. Bu şartlar allında uyku düzeni de metoba-lizmayı etkilediğinden ruh sağlığının ana ölçüllerindendir. Cinsellik, ruh sağlığına kişilik boyutunda renk kalarak ruh sağlığı içerisinde yer alır. Bu anlamda kişiliğin boyutları, yani çevre, eğitim, duygusal yapı ve sosyalizasyon, ruh sağlığı içerisinde dengelendiğinde sorun yoktur. Cinsellik, bedeni de ilgilendiren bir haz, duygusal durum olduğundan, uyuşturucu gibi düşkünlük yaratır ve eşcinsellerin büyük kısmı cinselliğe düşkün olduğu için alkol bağımlıları ile eroinmanlarla bir anlamda aynı düzlemdedir. Tüm anlattıklarımız bir arada ele alanınca sağlıklı bir kişilik içinde ilkeli yaşamlar kurmamak, cinsel, duygusal ve sosyal alanlarda ilkesiz yaşamak, bağımlılığın birinci basamağıdır. Bu yüzden belli eğilim ilkeleriyle yetişmeyen bireylerde ilkesiz-

 

34

 

lik, kendini madde konusunda da gösterir. Bağımlılar, gerek uyuşturucu gerekse seks karşısında zayıf bir karakter sergiler, ilkesizlik ağır bir durumdur, belirsizliktir ve uyuşturucudan başka çözüm yolu bırakmaz.

 

• Donald R. Taht, bağımlı kişiliğin altyapısını şöyle çizmiştir. (Uyuşturucu maddeler mevzuunda hallohyum, 1957)

 

"Kişilik karakteristikleri temellerini çoğunlukla ebeveyn çocuk ilişkilerinde bulur. Uygun yapı şudur: ayrılık ve boşanma, insanlara karşı ilgisizlik, iltifatta bulunmama, başka çocuklarla arkadaşlık kurmanın gecikmesi, erişilemeyecek kadar yüksek ve realist olmayan mesleki gayeler, ebeveynin eğitim ve disiplin konusunda belirsiz olması, çocuk çok küçükken sık sık ayrılmalar, babanın çocuklara karşı soğuk ve hasmane tavırları, çocuklara örnek olacak bir yetişkin modelinin eksikliği."

 

Ancak bunun da istisnaları vardır. Mesleki olarak uyuşturucu içinde yaşayan tıpçılar ve uyuşturucuyla ilgilenen kolluk kuvvetlerinden bağımlı olanlar, alt kültürden kopuk ve diğer bağımlılardan farklı sosyo kültürel zemindedirler. Ne var ki, sanatçılar ve sanatsal anlatımlar bizim anlatımlarımızın üzerindedir. 1996 yılında gösterime giren Tminspotling filminin tanıtım aliş-lerinden biri canki kişiliğini şöyle çiziyor:

 

"Yaşamı seç. Bir iş bul. Kariyerli olmayı seç. Bir aile kur. Büyük aptal bir televizyon al. Televizyon izle, bir çamaşır makinesi, araba, uzaktan kumandalı bir CD çalar al. Sağlıklı olmayı seç. Az kolestrolü seç. Dişlerine bak. Keyfin için para harca. Bir ev tutarak yaşamaya başla. Dostlarını seç. İç çamaşırlarına ve giyimine özen göster. Temiz kal ve güzel pazar sabahlan sevgilinle sevişmeyi seç."

 

Gerçekten de bir cankinin tüm yapamadıkları ve yaptıkları bunlardır.

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Taklamakan Uyuşturucu Madde Kullanma(!) Klavuzu bölüm4SARP BENGÜ

35

 

Bağımlının portresi

 

  Hiçbir işte dikiş tutturamayacak denli asildir. Kimseden emir alamaz, emir veremez. Savaşçılık özellikleri madde bulmanın dışında yoktur, dirayetli değildir.

 

   Cinselliği salt cinsel ilişki olarak ele alıp cinsel gücünün yeterli olduğunu savunsa da kimseyle üç ayı geçen bir beraberlik kuramaz. Çoğunluğu iktidarsızlık, orgazm olamama, ereksiyona ulaşamama, teşhircilik, cinsellik dolayısıyla kendini suçlama ve sado-mozo cinsel bozukluklara sahiptir. Beraberliklere çok katlanamaz, çünkü bu tür bağlılıklar özveri gerektirir, kimseye bağlanmaz. Bağlılık gibi bir kavram onun için saçmadır. Bağımlı hiçbir açıdan ve hiçbir alanda çabalamaz, hazıra dayalı tüketici bir yaşam biçimi onun için gayet güzeldir,

 

• Maddesizken uykuya dalma sorunları vardır. Düzenli uyku uyuyamazlar. Uyuşturucu maddeler, kurbanlarını uyku sıkıntılılardan seçer.

 

  Her zaman ağır ve vesveselidir.

 

  Maddesizken yabancı yerlerde tuvalete gidemezler, titizdir-

 

ler.

 

36

 

Maddesizken koku alma duyulan çok kuvvetlidir. İlerlemiş aşamalarda suyla bağlantıları iyice kopar, yıkan-

 

mayı sevmezler. Gerek eroinin gerekse alkolün yoksunluğu sırasındaki üşüme, yıkanmalarına çoğu kez engel olur.

 

  Hiçbir şeyden kolay kolay mutlu olmazlar, her sabah onlar için yeni bir mutsuz günün başlangıcıdır. Bu mutsuzluk da kullanımın ana sebebidir zaten. Mutsuzluğu, mutluluk felsefesi haline getirecek bir durumları yoktur çünkü. Böylesi bir düşünme biçimi onları mutlu edebilir, fazla mutsuz olmaya dayanamazlar ve zaten çabalı da değildirler. Çabalı olmuş olsalar kendilerine bağımlı adını değil ehli keyif adını koyar eroinmanlar. Alkolikler ve seks bağımlıları ise zaten durumlarını çoğunlukla kabul etmezler.

 

  Başkalarının başarılarını neredeyse kendi başarısızlıkları kabul ederler ve başarılı insanlarla görüşmezler. Bu da alt kültür oluşturmanın önemli bir anayasa maddesidir. Maddesizken erkekse pek efendi, kadınsa çok hanımdır. Kendilerini ilade etme sıkıntıları   vardır.   Kalabalıklarda  maddesizken   konuşmazlar. Maddesizken sosyal değildirler.

 

  Gerçeklen de sevdikleri kimse yoktur, yaşamlarında kimse önemli değildir

 

Homcros Odisseia'nm dördüncü bölümünde şöyle der:

 

O sıra Zeus kızı Hellen bir şeyler tasarladı

 

Bir ilaç attı içtikleri şaraba.

 

Yası öfkeyi dindiren bir ilaçtı.

 

Katıldığı sağraklan şarap içen,

 

Gözyaşı dökmezdi bütün bir gün

 

Anası, babası ölmüş olsa bile.

 

Ya kardaşını ya sevgili oğlunu

 

Gözünün önünde tunçla kesseler

 

Gözleriyle görse nasıl can verdiklerini

 

Bir damla gözyaşı dökmezdi gene de

 

Böyle erdemli iyi ilaçları vardı Zcus kızının

 

37

 

Aslında eroin öncesinde de aynı kişilik yapısının var olduğu, bağımlı olduktan sonra da böyle bir duygu durumunda olduklarını söylemek daha doğru olur. Eroinman için madde ve madde bulma arkadaşları önemlidir. Bunlar da geçici kişilerdir, yerini alan biri olduğunda, birinin yerine makine parçası gibi diğeri geçer. Tüm sosyal bağları zayıfladığında maddenin en üst dü-zeyindedirler. Ya da şöyle diyelim, maddenin en üst düzeyinde madde alacak paraları da varsa, kimseyi islemezler.

 

işte bağımlıların çoğunlukla paylaştıkları özellikler. Bunja-rın tümü nevroük olarak adlandırılan özelliklerdir. Maddenin üst aşamasındaki sosyalliğin iyice bitmesi ise psikolik, artık akıl hastalığı denilen aşamaya varır. Aslında görüldüğü gibi sağlıklı insanlar zaten bağımlı olmuyor gibi bir durum var ortada. Gerard ve Kornetsky isimli araştırmacılar Ergenlikte Afyon Bağımlılığı isimli kitaplarında, bağımlılıkla hem kişilik hem de toplum içindeki durumun önemine değinmişlerdir. Onlara göre, kimse kişiliğinde bir takım eksikler olduğu için uyuşturucu bağımlısı olmaz, fakal bununla birlikle aynı kişiliğe sahip gençlerin hepsi uyuşturucu madde bağımlısı olmamaktadır. Aile ve arkadaş çevresinin etkileri dahil yaşamın tüm cephelerini değerlendirmek gerekir. G&K bağımlı portresini şöyle çizer:

 

"Her şeyi kişilikle açıklayanlayız.

 

insanlar kendilerine yapılan farklı muamelede karşı karşıyadır.

 

Bağımlılar onurlarını tekrar elde etmeye çalışmaktadır. Doğuşta var olan yeteneklerden değil sıradan zorluk durumlarında hareket yeteneklerinde farklar bulunmuştur. Uyuşturucu bağımlıları yeni sorunları karşılamak bakımından daha az hazırlıklıdırlar. Çocuğa benzer vücut resimleri çizmişlerdir. Erkek ve dişi çehreler arasındaki fark, hafif bir şekilde daha azdır.

 

38

 

Kültürel bakımdan kabul edilen roller daha az tasvir edilmiştir. Genelde değişik tiplerde olmak üzere daha çok ruhsal bozukluklara sahiptirler. Disiplinden nefret ederler, eğitim ve öğrenim hayatları daha az başarılıdır. Bağımlılık öncesi çevrelerine uyum konusunda daha fazla sıkıntı çekmişlerdir. Bununla birlikte lek değişkene dayanarak kesin bir belirlemeden söz elmek olası değildir. Realist olmayan ihtirasları fazladır."

 

Tüm bu görüşler çerçevesinde, ailenin yanlış eğitiminin devamını madde bağımlılığında görüyoruz. Bağımlının portresinde özelliklerin önemli bir kısmı "yıkanma" durumu dışında maddeyle birlikle gelen özellikler değil. Tam tersine böylesi bir kişiliğe sahip kişi aslında kendini iyileştirmeye çalışıyor neredeyse. Bağımlı kardeşlerimiz portredeki tavrımıza bakıp kızmasın; ne yani bağımlılara yağ mı çekelim, lamam, bağımlı bağımsız herkesi seviyoruz ama cankilerin poposu öpülmemeli.

 

Aileler çocuklarını uyuşturucudan koruyacaksa, yukarıdaki maddeleri düşünmelidir. Her aile boşanabilir, ancak boşandıktan sonra küçük yaşlan başlayarak kendine güvenli, güçlü, ayakla duran bir çocuk yarattıklarında, alkol ya da eroin, gizemli bir büyüyle karşılaşmış gibi yanınıza yanaşanılyacaklır. İsmini çok sevdiğim fakat söylemi papazvari gelen bir kitap "Baba Çık Dışarı Oynayalım"; ailelerin özellikle babaların "Şam babası" olmaması gerektiğini söylerken önemli bir peri değneği sunar. Bu değnek, dayanıklı ve çabalayan, emekçi bir yetiştirme biçimidir. Kitapla, yetişkin çocuklara sahip bir baba çocuğuna ha-yalta kalınanın sırrını şöyle verir:

 

"Çocuklarımı sekslen ve uyuşturucudan uzak kalması için zorlarım.

 

Çocuklarımın bir yüksek okuldan mezun olmalarında ısrar

 

ederim.

 

Çocuklarımın bir meslek sahibi olmalarında ısrar ederim.

 

39

 

Daha iyisini bulana dek işlerini değiştirmemelerini söylerim." {Baba Çık Dışarı Oynayalım, Michacl D. Stevvard, 1998, Gendaş Yayınları.)

 

Sekse düşkünlükle kastedilen bir duygu dengesizliği olmalı diye düşünüyor insan, ancak uyuşturucuya düşkünlük sekste de başarısızılığı getiriyor ki, böylesi bir önermeyi Sleward da kitabına koymuş, diğer üç özellik ise hep dayanıklı ve dirençli olmayı getiriyor. Ve belirtmek gerekir ki, tüm uyuşturucu eğitimi kitapları, bir noktada cinselliğe varırken, uyuşturucu eğitimi cinsellik hakkında bilgilendirmelere dayanmak zorunda kalır. Çünkü her ikisi de kişilik ve bedeni kullanmayla ilgilidir. Uyuşturucunun olduğu yerde intihar gibi yine bedenle ilgili bir kötü kullanım her zaman kendini gösterir. Uyuşturucu bağımlılarının bulunduğu çevrelerde ve ailelerde intiharların çokça görüldüğü araştırmalarca saptanmıştır. (Dai, 1937) Uyuşturucuyu ilaç istismarı haline dönüştüren insanların bedenlerini iyi kullanmaları olanaksızdır, seks bağımlılarının uyuşturucu (alkol) bağımlısı olmaları da rastlantı değildir. Onlar kendilerini yasal bir içki kullandıkları için uyuşturucu bağımlısı bile saymazlar, hoş, "seks bağımlısı" kavramı yeni yeni kullanılmaya başlanmıştır. Bunu bir cinsel tercih gibi, alkolü de keyif için sanki bir sosyal içici gibi sunma şansı da yüksekür. Nedir, bakıyoruz ki ülkemizde ve dünyada eğitimsiz kitlelerin uyuşturucu ve seks düşkünlükleri müzik, basılı ve yazılı basınla tele görsel araçlar yoluyla beslenmektedir. Gereksinimin nedeni elbette yoksulluk ve eğitimsizliktir. Tıpkı askeri güç gibi, eğilim de parasız yapılamaz çünkü.

 

Lafı biraz uzatsak da (baba pabucu yarım, diyesim geliyor) "Baba Çık Dışarı Oynayalım "da tüm öz, İncil ve Tevrat'da hatta Kuran'da Yakup'un oğluna verdiği şu hasleti yerleştirmeye yöneliktir:

 

40

 

"Asla gitmesine izin verme, asla kaybetme, asla vazgeçme."

 

Ve kitabın içinde lam duruma uygun bir sözle golümüzü alalım:

 

"Uyuşturucuya, sekse ve intihara bulaşan çocuklar hemeni, şimdiyi ve yanıbaşlarındakini görürler. Geleceği ve büyük tabloyu görmezler."

 

Gelecek ve büyük tabloyu görmemekle anlatılmak istenen tüm araştırmacıların belirttikleri bir özellik olan, gerçekçi olmayan hırstır. Hiçbir bağımlı azla yetinmez.

 

Sonuçla şunu söyleyebiliriz her alkol ya da uyuşturucu kullanan kişi ölecek demek değildir. Zaten seks bağımlıları da HIV virisüne yakalanmadıkça AİDS olmaz, paçayı ufak tefek "belsoğukluklan"yla (godoria) atlatırlar. Madde, zaten sağlıklı bir insanda bağımlılığa varacak bir etki yaratamıyor. Ancak "ben sağlıklıyım" deyip kendinizi garantiye almış değilsiniz. Bu maddelerle yaşamayı öğrendiğimizde gerçek başarıyı yakalayıp bağımlılığa karşı mücadeleyi başarmış olacağız. Çünkü madde bağımlılığı sebep değil, sonuçtur. Neden uyuşturucu müptelası olunur? isimli yazısında Dr. Aydın Uluyazman, bağımlılık durumunun alt yapısını net bir biçimde ortaya koymuştur. Dr. Uluyazman, o zamanlar (1972) Bakırköy Ruh Hastalıkları hastanesinin baştabip muavini ve o zamanki adıyla uyuşturucu maddeler servisi şefidir. Yaklaşımı yine bugünün çok ilerisindedir. Uluyazman çok ileri giderek bağımlı olma alt yapısının bir hastalık durumu olduğunu tanımlar ve her hastanın kendini tedavi edecek ilacı seçtiğini söyler. Aslında lüm çocuklarda, hipcrkinetiklerde ve otisliklerde de benzeri bir tanımlama yapılabilir; tüm dengesizlikleri sağaltacak yöntemler kişi tarafından kendini içigüdüsel bir tedaviye çevirir, (aşırı hareketli çocukların suyla oynaması gibi) Uluyazman şöyle der:

 

"Uyuşturucu madde müptelaları bu toksik maddeye alışma-

 

41

 

 

dan evvel nasıl ruhi dengelerinde bozuk olan kişiler olarak biliniyorsa toksikomanın kullandığı uyuşturucu maddenin seçiminde dahi bazı gerçekler vardır. Başka bir deyimle insanlar uyuşturucu maddelere gelişigüzel değil de psikolojik ihtiyaçlarına göre seçerek alışmaktadırlar.

 

Tiner bölümünde de söz edileceği gibi sokakta yaşayan tinerci çocukların kişilik özellikleri de eroin bağımlılarının kişilik özelliklerinden farklı değildir. Üretime dönük eğitim vermeyen amaçsız eğitim ortamları bağımlı çocuğun hazırlayıcısıdır. Halta bundan sonraki bölümlerde savunacağımız gibi, gerçek tehlike uyuşturucu değil, bilgisizlik ve eğitimsizliktir. Otomobil kullanmayı bilmeyen bir sürücünün ilk deneyiminde araç, bir ölüm makinesi haline gelebilir. Dr. Uluyazman, uyuşturucuyu bir sonuç, uyuşturucu alt yapısını neden olarak görüp açıklayabilmiş nadir doktorlardandır, Uluyazman şöyle der:

 

"Uyuşturucu maddelerin beden alışkanlığı yapan bir özelliği vardır ama insanlar bu ilaçlara gelişigüzel değil, ruh hastalıklarından ötürü alışırlar. Başka bir deyimle alışkanlık esasen var olan ruhi bozukluk ve dengesizliğin yeni bir belirtisidir. Bugüne kadar yapılan çeşitli araştırmalar loksikomanların belirli bir psikiyatrik bölüme ayrılamayacaklarını göstermiştir. Şizofrenik, histerik, psikopat olabilecekleri gibi sadece basil karakter bozuklukları da gösterebilirler. Ancak uyuşturucu maddeye alışkanlık, başladıktan sonra, yakınlarına ve topluma karşı davranışları bakımından birbirlerine çok benzerler. Fakal gerçek kişilikleri çok değişiktir."

 

Çeşitli biçimleriyle insanlığın hizmeti için var olan tüm ilaçlar istismar edildiğinde ve yanlış kullanımlarında insanı öldürebilir. Alkol dahil tüm uyuşturucuların karşısında tutucu bir biçimde durabilmek her insanın harcı değildir. İşte bizim sözümüz "köıü arkadaşları"nı kıramayıp paçasını kaptıranlara... Ta-

 

42

 

mamen uzak durmayı binlerce yıldır herkes önerdiğine ve sonuç değişmediğine göre, artık taktik değiştirip uyuşturucu gibi haz aracılarıyla birlikte yaşadığımızı kabul etmek gerekiyor. Önemli olan, hazları dengeli olarak yaşayabilmek, ruh sağlığını dengede tutabilmektir.

 

Patatesten ve bulgurdan alkol, topraktan afyon ve esrar çıktığı sürece uyuşturucunun bu dünyada azalacağı yok. Mikrobun sterilizasyonu olası değilse vücudun yaptığı direnci yükseltmektir. Bugüne dek uyuşturucuyla mücadelede yapılan tüm yanlış, uyuşturucu eğilimini, uyuşturucu tanıtımı ve reklamı haline getirmiş olmaktır. Yeşilay biz kendimizi bildik bileli vardır. Yeşilay haftalarında sigaradan bacakları kesilenlerin çirkin fotoğrafları, gazele kupürlerini anaokulundan beri görürüz. Bu Yeşilay ne ye-şilse esrar kullanımı alıp başını gittiğinde, eroinden insanlar sapır sapır döküldüğünde eroin kakadır, esrar kakadır deyip, üstelik komik ve bilimsel olmayan yazıları ve en pahalıya bastırılan kötü kalitede kitaplarıyla neredeyse insanları uyuşturucuya teşvik etti. Bir türlü engizisyon mahkemesinden öteye gidemedi. Deprem sonrası Kızılay'ıiTiıe olduğu anlaşıldı ama Yeşilay, insanlara yardım etme teorileri ve pratiği geliştireceğine, düşmanlık beslemekten başka bir şey yapmadı. Bağımlılığı bir hastalık olarak tanımlamadı. Sokak çocuklarının tinerine bile bulaşmayıp kendisi sivil toplum örgütü değilmiş gibi derneklere pas atlı. Sigara ve içki içmeyen ve uyuşturucu alt kültüründen uzak kalmayı beceri sayan insanların uyuşturucuyla mücadelesinin bağımlılıları ölüme ilmeklen, onların bir an evvel gebermesinden medet ummulmasından ibaret olması bir ülke için ulanç vericidir. Ne yazık bağımlıları "temizleyen" kurumlarda eğitim görmemiş hekimler neredeyse işkence yaparak sağaltım aşamasını ve sonraki kişilik değişimi süresini yaşayamazlar. İşin inanılmaz derecede trajikomik yanlarından biri, bağımlı tedavisiy-

 

43

 

 

le uğraşan hekimlerin maddeyi tanımamaları, bilmemeleridir. Hekimlerin gerçeklen eroin ya da madde bağımlısı olmalarını ya da kendilerini riske almalarını elbette kimse beklemiyor ama eğitimli olmaları en azından tıbbi elik açısından gereklidir. Çokça söz ettiğimiz 1957 basımlı Kollokyum'da Donald R. Taht şöyle demişli:

 

"Uyuşturucu kullanımına eğimli olanları önlemek gereklidir. Suçlu olan ve olmayan eğilimleri ayırmak çok önemlidir. Suçluların toplumsal değerlerinin ise bireysel sıkıntıları vardır ve ayrı çevrelerde yaşarlar. Psikiyatrik ve toplumsal (case work) çalışma yapılarak yardıma ihtiyaçları olanları ayırmak gerekir. Fakat uzman, muayenehanesinden çıkıp tedavi edilenin yaşadığı çevreye girmelidir. Gruplar içinde çalışmak için uzmanlar istihdam etmek lazımdır." (1957, Kollohyum)

 

Tüm bunlar konuşulalı çok zaman geçti ama ne hekimlerde ne pedagoglarda şimdilik bir tık yok. Kaldı ki hekimlerin virüs, enfeksiyon ve sterilize ortam tutkunu ya da bağımlısı olmaları gerçekten bağımlıları öldürüp onlardan kurtulma gibi bir imaji getirir. Milli Eğitim Müdürlüğü 1999 yılında Türkiye'nin en büyük kurumlarından birine, AMATEM'e bir araştırma yaptırmış ve araştırma lüm cankilerin güldüğü haliyle "eğitim için" okullara gönderilmiştir. Araştırmanın arkasında emniyete bağlı Narkotik Büro vardır ama adamcağızlar herhalde ağızlarını açamamaktadır. Amatem'in demesine göre madde kullanımı değil enjektörle bulaşma önemlidir. Virüs bulaşmazsa kullanıcının sağlığı önemli değildir, işle Amatem'in Zarar Azaltma Programı'nın ana özü budur. Çeviri dışında koydukları kimi ilkeler gerçeklen güzeldir ama ilkelere kendileri uymayınca bir balon köpüğü olmuştur tüm düşünceleri. Zarar azaltmanın Amalemcc yanı bir yana Yeşilay da böylesi komik bir kurum değil midir?

 

Uyuşmak bireysel bir iş, ama...

 

44

 

Uyuşturucu kullanmak aslına bakarsanız çok bireysel bir iştir. Dişlerinizi fırçalayıp fırçalamamaklan dolayı adli takibat görmeniz ne denli manlıklıysa, uyuşturucu yüzünden demir parmaklıklar arkasında olmanız o denli mantıklıdır. Ancak burada toplumsal korumalar ön plana çıkar. Yani siz diş fırçalamayabilirsiniz ama başkalarına diş fırçalamamayı tavsiye edemez, daha ötesi örnek bile olamazsınız. Geçtiğimiz yıllarda aşırı dozdan Beyoğlu Sineması tuvaletinde son "taklasfna gelen Kanal Gü-ner ya da gerçek adıyla Kanat Antepli, dostlarının demesine göre herkesin önünde neredeyse yasallaşmış bir halde eroin kullandığı ve kötü örnek olduğu için bazı güçlerce öteki tarafa sevk edildi. Neden olmasın? Çetelerin yaşadığı, çetelerin devlet ihaleleri aldığı, cankilerin yakalandığında önce ajanlık teklif edildiği bir ülkede her şey mümkün. Bu arada şunu sormak gerekli, bu kızın neden iki soyadı var? Eski kocasına çocukçasına bir sevgisi olan yazar eroinman Tavşan Hanım, espri olsun diye eski kocasının soyadını kullanmıştı. İşle alt kültür. Alt küllürü küçümsediğimiz için söylemiyoruz tabii, ancak sabık kocasıyla Kanal arasında bu konu gerçekten espri konusu olmuştur. Çünkü sonradan kitabı "besi seller" olan Kanal kızımız, boşanmalarını uzatan kocasından bir çeşit esprili intikam almıştır. Tabii onun yazarlığını "eroinman" diye küçümseyen, kendinin feminist olduğunu savlayan Beyoğlu'nun vampir ruhlu kişilik yoksunu yazarları "neden kendileri bu denli başarılı olamadılar" diye sinirlerinden dama çıktılar. Kanat'ın ölümünden sonra Sok-rat'a ölüm mahkemesinin kapısını açan Meleneos gibi konuşmuşlar, hatla onun iğneyle kullandığı eroini bile es geçip "o penis bulamadığı için iğneyi kullanıyordu" gibilerinden pisikoana-list söylemlere girmişlerdi. Kanatçık, erkekler konusunda neredeyse mutaasıptı. Ama Kanat'a çamur alarak gelen kadının eroin konusundaki lek deneyimi cankiler hakkındaki bir çevirisiy-

 

45

 

di, dedikodu bir yana, Kanal'ın Eroin Güncesi'nde sözünü ettiği kocası "Çetin"in Çanakkalede'ki akrabaları paniğe kapılmış ve çocuğu epeyce sıkıştırmışlar, televizyondaki haber programlarından sonra çocukcağız ele güne çıkamamış.

 

Her neyse ne, uyuşturucu hakkında yazanların başına çok işler gelmiştir. Ancak bir de alınlılarını zaman zaman yapacağımız Özcan Köknel gibi proflarca yazılmış, dil dil dil, bit bit bil, diye giden salı yüz senelik kimyasal iç gıcıklayıcı tavşan boku cinsinden kokup bulaşmayan yazılar vardır ki, bunlar "bilimsel" sınıfına girip gayetle makbuldürler. Uyuşturucu konusunda ileri geri kem küm yapanlar, Sokratesvari ölümleri görebilirler. Hoş, Sokral hocamız gençlere kölü şeyler öğretiyor, kölü örnek oluyor diye baldıranotu tezgâhından geçtiyse ne olur, tek fark artık eroin diye bir maddenin ölüm ve öldürme işlerinde masumca kullanılıyor olmasıdır. Devlet, Platon'dan yana bizde pek de önemli adımlar almamıştır. Ütopik Devlet kavramının koruyucu ardılları politikalarındaki tanrılarına pek söz söyletmedikleri gibi uyuşturucuyu eğitmenler, psikologlar ve akıl hastanelerinin subayları psikiyalrisllere postalayıp, eski Sovyetler Birliği yöntemiyle farklı söylemdeki insanları akıl hastası olarak kapatmayı da deneyebilirler. Anlayacağınız, insanların keyifle, dili dı-şarda kullandığı bu meret, yani uyuşturucu, dünya ekonomisini yönettiği gibi dünya politikası ve eğilimini de hop oturtup hop kaldırır. Alkolden devletler ve devletlerin içindeki sınıflar büyük paralar kazandığı gibi yasadışı uyuşturuculardan dünya savaş sanayiine kadar önemli miktarlarda paraların elde edildiğini söylemek artık eskimiş sözler oldu. Nedir, uyuşturucu konusundaki politikalar çok belirli değildir. Marksistlerle faşistlerin politikaları gibi uyuşturucu konusunda belirlenmiş bir bakış açısı ve önleme yöntemi oluşmuş değildir. Çünkü ekmeğini politikadan yiyenler, popülist yaklaşımlarla ceplerini doldurma pe-

 

46

 

şindedir. Yoksa Marksizm, sosyal bilimlere yön çizen, ölçü tutan bir çizgi verir ve baktığımız, bakacağımız açının Marksist olmadığını tartışmak gerekir. Bireye ait özgürlüğü, toplumu tehlikeye sokmadan savunmak, hangi filozof kökenine yerleştirilirse yerleştirilsin bir devlet için kalitedir. Platon, ne ruhu hortlayası-ca kilap yazdıysa, zaman içinde dinler aldıkları payı devletlere bırakmış ve halkı eğilimli olmayan ülkelerde hâlâ kurallarını sürdürür, borusunu öttürür olmuş.

 

Böyle bir kitabın yazılış nedeni, başta topluma karşı sorumluluk ve duyarlılıktır. Sokakla yaşayan çocuklarımızı topluma kazandırmak da böylesi bir duyarlılık anlayışından geçmekledir. Sokakta yaşayan insanlardan birinin karısı ve çocuğu, ailenin reisi tekrar sokağa dönünce ortada kalmıştı. Çalıştığım kuruma bu insanları aldım, üç yaşındaki kız öğrencim, iki aylık bebek, hepimizin bebeği, anne ise bizim yardımcımız oldu. İlk günler, anne uyum sağlayıncaya kadar biraz zor geçli ama en büyük zorluk özel okulumuzda bir velimizden geldi. Aslında yaklaşımı ırkçı bir yaklaşımdı; "biz para ödüyoruz, bizim üstümüzden iyilik yapıyorsunuz" dedi. Onun savlamasına göre çocukların keyfi kaçmıştı gelen yeni konuklardan. Oysa bir anaokulunda yeni katılan herkes keyif kaçırtır. Uyum sağladıkça, mutluluklar paylaşıldıkça büyür ve zamanla sorunlar çözülür, yeni katılan topluluğun bir parçası olur. Bunun toplumsal bir kural olduğu anaokulunda bile gözlenecek kadar gerçektir. O çocukları almak bizim toplumsal sorumluluğumuzdu. Onları olduğu yerde bırakmak bizlerin eğitimciliğine yakışmayacak derece sorumsuzca bir davranış olurdu. Aynı biçimde toplumda uyuşturucu kullanımı sorununa duyarsız kalmak da bir sorumsuzluktur. Olumsuz yaklaşımla başlayan aynı veli daha sonra aynı insanlarla kucaklaşmıştır.

 

Uyuşturucu kullanacak kişilerin de kimler olacağı ve nasıl

 

47

 

 

kullanacağı belli değildir. En yakınımızdan başlayan bu fırtınanın hangi ateşle yangına dönüşeceği meçhuldür. Uyuşturucuyu yasaklamadan ya da yasaklanmadığı bir süreçte, nasıl önlemler alabiliriz, dostlarımızı ölümden ya da bunalımdan nasıl kurtarabiliriz? İşte sorunumuz bu! Eğer uyuşturucu, kişilikteki yıpranmalar sonucunda, birçok kurban bulabiliyorsa, daha kişilikli bir toplum yaratmamız gerekecektir. Ancak ne yazık ki, özellikle kentlerde insani değerler önemini yitirmiş, insanlar neredeyse vahşi hale gelmiştir. Ev değerleri, geleneksel değerler, dini değerler, mesleki değerler, cinsellikle ilgili değerler; kısacası, kişiliğin belkemiği olacak ana yapı, önemli bir darbe almıştır. Okullarda Batı'nın kullanmadığı ölçümleme araçlarıyla yapılan sınavlarla, insanlar kolejler, üniversiteler peşinde çocuklarını yetiştirirken, çocuklarına kendilerinden önemli değerler yüklemeden "başarı" peşinde, yaşama atılmış duyarlı çocuklara kocaman bir boşluk kalmaktadır. Örnek olmayan, insan değerleri olmayan topluluğun bireyleri için bağımlılıktan başka çözüm yoktur. Kısacası çözüm uyuşturucuyla uyum sağlayarak yaşamak haline döndüğünde yeni bir kişilik eğiliminin sularına girmiş oluyoruz. Diyebiliriz ki, toplumla uyuşmak ya da uyuşmamak, işle bütün mesele...

Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı